Dede - babaanne, torunlarının konserini izlerlerken - 01.10.2021
Mertol Demirelli’nin müzikal gelişiminin anlatıldığı, ileride yayımlanacak
"Bir virtüöz yetiştirmek üzerine doktora yapmak" isimli kitap, Mehmet Demirelli’ye ithaf edilmiştir.
Torun Eskişehir'de - 27.07.2018
Torununun konserini izlerken, Ankara - 23.04.2005
54 yıllık hayat arkadaşı ile - 18.11.2020
22 Aralık 2021’de vefat eden babamın, doğrudan benim ve dolaylı olarak torunu Piyanist Mertol Demirelli’nin gelişimindeki etkisi;
12 Eylül 1980 darbesi yeni olmuş, ben liseye başlayacağım. Sınavını kazandığım Endüstri Meslek Lisesine, öğretmen babamın oraya başlamamı hiç istemeyen ve sonradan ne kadar haklı olduğu ortaya çıkan görüşüne karşın, her zamanki gibi bilgisi olmasa bile muhakkak bir fikri olan baskın karakterli ev hanımı annemin “mezun olunca, işçi olarak bir fabrikada hemen iş bulur” görüşünde diretmesi sonucu, başladım. Okulda, sabahtan teorik ders, öğleden sonraları ise atölye olmak üzere, tüm gün ders yapılıyor. Öğlen yemeğimizi, evden sandviç ya da sefertası ile yemek getirerek -okul içinde yemek yemek yasak olduğundan- sınıf arkadaşlarımla birlikte, okul dışında, genelde bir kaldırıma oturarak yiyoruz... Yakınlarda bir lokanta yok, olsa da her gün gidecek bir imkan yok.
Babamın, benim meslek lisesine devam ettiğim o süreçte, gözüne uyku girmemiş. Böyle bir okuma düzeninde, giriş sınavına yeterince hazırlanılamayacağı için, üniversitenin zor kazanılacağını düşünüyor. Okulların başlamasından üç hafta kadar sonra olacak, kaydın başka bir yere alınması için tanınan sürenin son günüymüş... Üstümde işçi önlüğü, elektrik tesisat dersiyle ilişkili torna-tesviye atölyesinde, elimde eğe ile, hocanın verdiği bir parçayı eğelemeye çalışırken kapı çalındı ve birden babam sınıfa girdi. Atölye hocasına “oğlumla konuşabilir miyim” dedi, beni koridora çıkardı. “Seni düz liseye veriyorum, illa elektronikçi olmak istiyorsan, git üniversitede elektronik oku, mühendis ol. Ama ola ki başaramadın, ileride beni suçlama, olur mu. Bak, ben düşündüm, senin iyiliğin için bu karara vardım” dedi. O gün kaydım alındı, düz liseye geçiş yaptım. Yeni okulumdaki hocalar dahi, babamın yanlış bir karar verdiğini söylediler, meslek lisesinden düz liseye geçişe, hiç alışık olmadıları için... Çünkü terör ortamında, üniversiteye devam etmek, bitirmek, oldukça meşakkatli, meslek lisesinde bir meslek edinip okumak ise, en kestirmeden hayata atılmanın yoluydu.
Lise bitiminde, İTÜ Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği bölümünü kazandım (1983), mezun olarak mühendis oldum. Babamın, o dönemde çevremdeki başka hiç kimsede olmayan öngörüsü, tüm yaşantıma yön vermişti. 17 yaşında üniversite okumaya geldiğim İstanbul, hayatı anlamama, giderek AKM gibi konser salonlarının ve kitap fuarlarının müdavimi olmama ve kültürümün gelişmesine vesile oldu. Edindiğim o kültür, Mertol'un yıllar sonra girdiği sanatçılık yolunun, ana etkenidir. Bunun da, yol açanı, üstte anlattığım anekdotta değindiğim gibi, rahmetli babamdır. Işıklar içinde uyusun...
Mertol’un konserlerinin nasıl geçtiğini merak eder, öğrenmeden içi rahat etmezdi. Seyrettiği konserlerinde büyük bir heyecan duyar, hastalandığı zaman üzülür ve sağlık durumunu takip eder, sorar, iyileştiğini duyunca rahatlardı. Cüzdanında onun haberlerini taşır, arkadaşlarına gururla anlatırdı.
Yüzüm annemi andırsa da, karakterim çok büyük oranda, babama benzer... Her gün telefonla konuştuğum, özellikle son 6 yıldır, 7-10 güne bir Eskişehir’e gidip, 1-2 gün birlikte vakit geçirdiğim arkadaşım ve dert ortağımdı. Kendisi, sakin ama içinde fırtınalar kopan, azimli, dürüst, davasını sonuna kadar savunan, direnen ve çabalayan bir mizaca sahipti. Okulunun TÖBDER temsilcisi, ayağındaki ortopedik engeline karşın, Taksim’deki kanlı 1 Mayıs’ a (1977), Eskişehir’den gitmek suretiyle katılmış, bir eğitim emekçisi ve demokrasi savaşçısıydı. Maddi konulara hiç önem vermezdi, bu dünyanın geçici bir yer olduğunun bilinciyle, inandığı değerlere uygun, iddiasız, abartısız bir tarzda, ilkeli ve mütevazi bir yaşamı, kendisine rehber edinmişti. Her fırsatta kitap okumaktan geri durmaz, yeni şeyler öğrenmeyi sever, ülkemizin geldiği son durumlara çok üzülürdü.
12 Eylül öncesinin siyasi ortamında, babamın görüşleri nedeniyle evimizin taşlanması, çalıştığı okulda karşıt görüşlü arkadaşları ve idareciler tarafından baskı görmesi, sürekli sürgün edilme tehdidi altında görev yapması, yakınımızdaki üniversitede boykot edilen dersler ve tam evimizin dibinde karşıt görüşlerin silahlı çatışmaları, biz çocukların yanıbaşımızdaki parkın ağaçlarını mevzi alarak, çatışmalardan postu deldirmeden çıkmaya çalışmalarımız, evimizin köşesinde bir öğrencinin vurularak ölümü, duvarlarımıza isabet etmiş kurşun izleri, hep alışıldık durumlardı. Hatta, henüz 12-13 yaşlarında, apartmanımızın merdiven boşluğuna büyük bir gururla, siyasi sloganlar yazdığımı, karşıt görüşlü mahalleye gittiğimde, babamı zaten mimlemiş olan benden yaşça epey büyük 10-15 kişilik gruptan, sağlam bir dayak yediğimi de hatırlıyorum, bu satırları yazarken... Yanıbaşımızdaki o güzelim park, babamın çabalarıyla oluşan kamuoyu gücü ve toplanan imzalarla, içine Cami yapılarak yok olmaktan kurtulmuş olup, 30 metreye varan ağaçlarıyla halen semtin en güzel ve en eski parkı olarak işlevini sürdürmektedir.
Benim de bir süre matematik hocam olmasına karşın, birlikte ders çalıştığımız ya bir ya da ikidir. Sınavlarda hata yaptığımda, fazladan not kırardı benden, sanırım oğlunu kayırıyor demesinler diye... Ama dönem sonu kanaat notu kullanır, yine hakkımı teslim ederdi. Evde pek durmaz, kahvehanede çok fazla vakit geçirir, bu nedenle de annemin bitmek tükenmez eleştirilerine maruz kalırdı. Belli ki ve haklı olarak, kahvehanede huzur buluyordu... Ailemizde beni en iyi anlayan ama annemin etkisi ile her zaman bunu yeterince yansıtamayan, yine de küçükken babama düşkün akrabalarımızca bana yakıştırılan "babasının oğlu" payesini canlı tutmaya çalışan, bana çok düşkün olduğunu bildiğim, bir cefakar yaşam savaşçısıydı...
Kendisinin, Eskişehir’in Mihallıçık ilçesinin Gözeler köyünden çıkıp, liseyi okumak için babasıyla geldiği Eskişehir’de, lise nerede diye sorup, kayıt olduktan sonra, orasının aslında farklı tipte eğitim veren bir lise, Ticaret Lisesi olduğunu, iki hafta sonra anlayan, orayı bitirip ardından Eskişehir İTİA’nde okuyup, sevgili Büyükerşen’ in henüz asistan olduğu dönemde, kendisinden de ders aldığı, mezuniyeti sonrası bazı geçici işlerde çalıştıktan sonra, matematik öğretmeni olarak tayin olduğu Bartın’da çalışmaya başladığı ve sonrasında Eskişehir’e dönüp, yüzlerce öğrenci yetiştirmiş çok iyi bir matematik öğretmeni olarak tanındığı ve zamanı gelip emekli olduktan sonra, öğrencilerinin kendisini halen aradığı bir güzel insan olarak bu hayata veda ettiği düşünüldüğünde, nasıl büyük bir aşama gösterdiği anlaşılabilir. Hiçbir özel dersanede çalışmamış, sadece görevli olduğu devlet okulunun bünyesindeki haftasonu kurslarında, çok cüzzi ücretlerle ek derslere girmiş, okula meşhur bisikletiyle gidip gelmiş, yoksul öğrencilere karşılıksız yardımcı olmuş bir eğitim emekçisi... Okutup, topluma yararlı insanlar olarak yetiştirdiği çocukları, üstüne titrediği eşi, büyüme çağlarındayken kol kanat gerdiği kızkardeşlerine ve onların çocuklarına dek, faydası dokunmadığı hiç kimse yoktur ve bu dünyada tam bir iyilik meleği gibi yaşamıştır. Emekli olmasına yakın satın aldığı Serçe model arabası dahil, yetim kaldık...
Her ölüm beklenmedik ve ani deniyor ama babamınki maalesef daha bir o kapsamda oldu.
Kendisine soracaklarım, anlatacaklarım vardı ama işte kısmet değilmiş. Ailemizdeki en kıymetlim ve kahramanımdı...
Bugüne kadar olduğu gibi, yine ona layık bir evlat olarak yaşamaya ve sevgimi-saygımı kendisine sunmaya devam edeceğim.
M.Erkan Demirelli, 03.02.2022